Home » Yazarlar

Category Archives: Yazarlar

2021’de Dünyada Uzay Teknolojisi Sektöründe Neler Oluyor?

Uzay Sektöründe GelişmelerBenim eski Podcastlerimi ve videolarımı izleyenler bilirler. 2021 yılının uzay konusunda çok ciddi ilerlemeler gebe olduğunu ve kesinlikle pandemiye rağmen uzay çalışmalarının çok ciddi nokatalara taşınacağını anlatmıştım. Hakikaten bu konuda yanılmadım ve öncelikle Çin Uzay Ajansının Ay Misyonu ve Aydan toprak getirme görevi 50 yıl sonra bir ilkti. Tabiiki buna ek olarak ABD nin Mars Persevrance misyonuda büyük bir başarıydı ve Mars hakkında çok önemli veriler ve bilgiler elde ettik. İlk Mars helikopterinin varlığıda bu konuda çok önemliydi çünkü artık Mars’ı araştırırken sadece MArs Roverı menziline bağlı değiliz. Tabii Çin ve BAE’ninde Mars görevleri 2021 yılında dikkat çekici uzay misyonları.

Buna ek olarak sivil uzay sektöründe SpaceX roketlerinin yeniden kullanılabilirği ve dikey inişleri; ayrıca Virgin Galactic, Blue Origin ve tabiiki SpaceX firmalarının yaptığı ticari uzay uçuşlarıda bence sivil uzay sektörünün ve uzay turizminin gelişmesi anlamında çok ciddi sonuçları olan bir gelişmelerdi. Bu anlamda 2021 yılı uzay sektörüiçin çok heyecanlı geçti ve muhtelif uzay gelişmeleri ile ve yeni uzay keşifleri ile dahada iyi geçecek gibi gözüküyor.

Aşağıdaki videomdan 2021 uzay gelişmelerinin özetini dinleyebilirsiniz:

Dünya Enerji Ekonomisinde Uzay Ekonomisinin Önemi

Dünya Enerji Ekonomisinde Uzay Ekonomisinin Yeri ve Global Enerji Açığı

Dünyanın artan enerji ihtiyacıDünya tarihini etkileyen en önemli kavramlardan biri nedir diye sorulacak olursa, kuşkusuz bunun cevabı enerji olacaktır. Göbeklitepe’de insan uygarlığının ilk kuruluşundan beri süregelen insanlık tarihinde, özellikle Milattan Önceki çağlarda yiyecek en önemli doğal kaynak olmuşsa, özellikle Endüstriyel Devrimden sonra en çok dünya tarihini etkileyen kavram ise enerji ve enerji kaynaklarına erişim olmuştur. Özellikle 20. Ve 21. Yüzyıllarda meydana gelen tüm büyük savaşlar temelde enerji kaynaklarına erişim amacıyla olmuştur. Birinci ve Dünya Savaşının genel stratejileri ve sonuçları enerji kaynaklarına bağlı gelişmiştir. Ayrıca günümüzde enerji daha da önemli bir kavram haline gelmiştir. Genel düzene bakarak mevcut insan uygarlığının şu anki dinamosu tamamıyla enerji üzerine kuruludur diyebiliriz. Sabah uyandığımız andan gece yattığımız ana kadar yaptığımız tüm evsel, endüstriyel ve ekonomik faaliyetler (kahve ısıtmaktan, yemek yapmaya, işe gitmek için otomobil kullanmaktan, işte bilgisayar kullanmaya, evde/işte kaloriferle ısınmak veya klima ile soğutmak, üretim bantlarının çalışması, çiftçinin traktör sürmesi, kuyudan sulama yapılması, uzaya roket ve uydu göndermek vb.) enerji gerektirmektedir. Bir gün tıpkı bilimkurgu filmlerinde olduğu gibi enerjisiz bir dünyaya uyanırsak dünyada her şey farklı olacaktır.

O zaman dünyanın enerji açığının büyüdüğü bu devirde, mevcut enerji kaynaklarının da azaldığını öngörürsek ve yenilebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin dünyanın enerji açığını kapatmaya yetmediğini göz önünde bulundurursak, ne yapılması gerektiğini kendimize sormamız gerekir.

Son zamanlarda dünyada çok önemli hale gelen uzay ekonomisi, dünya enerji sorununa da cevap verebilecek niteliktedir. Uzay teknolojilerindeki son gelişmeler aynı zamanda enerji sektörünün sorunlarına da eğilmektedir. Birçok enerji uzmanının önerisi, dünyanın enerji sorununun en iyi füzyon enerjisiyle çözülebileceğidir. Füzyon enerjisinin en büyük avantajı çok yüksek limitlerde enerji sağlayabilmesidir ve birkaç füzyon reaktörünün tüm dünyanın elektrik ihtiyacından fazlasını karşılayabileceği düşünülmektedir. En temel haliyle füzyon, şu an da güneşte meydana gelen reaksiyon türüdür ve hidrojen atomlarının yüksek ısı ve basınçta bir araya gelmeye ve kaynaşmaya (füzyon) zorlanmasıdır. Bugün güneşten gelen ısı ve ışığı füzyon reaksiyonuna borçluyuz. Bu nükleer reaksiyon sonunda yüksek ısı ve enerji açığa çıkmaktadır. Bu enerjiyi gerek elektrik üretimine gerekse başka tarz üretim faaliyetlerine kanalize etmek mümkündür. Burada en büyük sorun füzyon enerjisi üretmek için gereken yüksek ısı ve basınç kontrolüdür ve daha önemlisi meydana gelen radyasyon yayımının kontrol edilmesidir.

İşte burada uzay teknolojisinin sunduğu imkanlar devreye girmektedir. Mesela radyasyon yayımındaki özellikle nötron salınımını Helyum3 füzyonu denilen bir teknikle çok az seviyeye indirmek mümkündür. Helyum3 füzyonunda dünyada nadir bulunan (sadece nükleer füzelerin başlıklarında çok az miktarda var) Helyum 3 molekülü, daha düşük ısı ve basınçta kaynaşmakta ve meydana özellikle nötron ışımasının ve birçok diğer zararlı ışımanın olmadığı veya çok az olduğu daha yüksek verimli bir füzyon reaksiyonu meydana gelmektedir. Aşağıdaki denklemde görüldüğü gibi müthiş bir enerji açığa çıkmaktadır.

D + 3He → 4He (3,7 MeV) + p (14,7 MeV)

Helyum 3 ile Ayda EnerjiPeki o zaman bu kaynağa nasıl erişebiliriz. Şu an evrende bize en yakın Helyum3 kaynağı aydır ve ayda bol miktarda bulunmaktadır. Çin Uzay Ajansının aydaki tüm Helyum3 kaynaklarının haritasını çıkarmış olması tesadüf değildir ve Helyum3 kaynağının uzay madenciliğinde çok önemli bir yer tutacağını söylemek mümkündür. Bu çerçevede aydaki Helyum3 madenciliğini elinde tutan bir nevi dünya enerji kaynaklarını da kontrol etmiş olacaktır.

Bu yüzden zaman kaybetmeden hızla Türkiye’de bu enerji yarışında yer almalı ve uzay çalışmalarında uzay madenciliğine yönelmelidir. Unutmayın enerji kaynaklarını kontrol eden hem kendi ülkesinin kaderini kontrol edebilecek hem de dünyada stratejik anlamda söz sahibi olacaktır.

Prof. Dr. Uğur GÜVEN

Uzay Bilimleri ve Teknolojileri Yüksek Mühendisi

Uzay Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Katkısı ve Türkiye Ekonomisindeki Rolü?

Uzay Teknolojisi deyince genelde akla Aya giden uzay araçları, Mars’a gönderilen sondalar ve Güneş Sisteminde yapılan araştırmalar gelmektedir. Genelde Uzay Teknolojileri konusunda uzman ülkelerin vatandaşları bu çalışmalar ile övünmekle birlikte, aynı zamanda neden bu alanda bu kadar para harcandığını sorgulamaktadırlar. Örneğin çevre aktivisti Greta Turnberg’in küresel ısınma sorunları dururken uzay teknolojilerine harcanan milyarlarca dolar parayı eleştirmesi taze bir olaydır. Ancak esasında çoğu insan fark etmese de aslında tüm dünyada uzay ekonomisi dünya ekonomisinin önemli bir bileşeni haline gelmiştir ve artık uzay teknolojileri uygarlığımızı tanımlayan önemli kriterlerden biridir.

Öncelikle uzay ekonomisi iki türlü var olmaktadır. Birinci şekli uzay ekonomisinin dolaylı olarak dünya ekonomisine katkısıdır. Mevcut uzay çalışmalarının günlük kullandığımız teknolojilere çok ciddi katkısı olmaktadır ve doğal olarak bunun ekonomik realizasyonu da her alanda görülebilmektedir. Mesela birçok insan farkında olmayabilir ama mikrodalga ilk olarak Apollo Uzay programı esnasında aya giden astronotların yiyeceklerini pratik şekilde ısıtması için icat edilmiş ama daha sonra tüm dünyaya yayılmıştır ve bugün beyaz eşya pazarında ağırlık olarak önemli bir yer tutmaktadır. Bunun dışında plazma ve LED ekranlar uzay mekiğindeki ağırlığı azaltmak için icat edilmiş olup, şimdi TV ve monitör pazarında önemli bir paya sahiptir. Ayrıca ek olarak, modern yangın söndürücü, vücut şeklini alan yataklar gibi icatlarda uzay teknolojisi ürünüdür ve dünya tüketim ekonomisinde belirli bir yer almaktadırlar. Özellikle iletişim uydularının gerek TV, gerek iletişim, gerek internet anlamında dünya ekonomisinde çok hayati bir yeri vardır. Öncelikle iletişim ve internet anlamında tüm dünya ekonomisinin ve küreselleşmenin tamamen uzay teknolojileri sayesinde etkileştiğini ve küresel ithalat ve ihracatın böylece daha mümkün hale geldiğini açıkça görmek mümkündür. Buna ek olarak uzaktan algılama uydularıyla mevcut ham madde ve doğal kaynakların tespiti de dünya üretim ekonomisinde ciddi bir yer tutmaktadır. Ek maddeler olarak dünyada tüm kara, hava, ve deniz araçlarının noktasal olarak koordinatlarının bilinmesini sağlayan GPS Teknolojisi de bir uzay teknolojisidir ve o olmadan tüm dünya nakliye pazarının daralacağı aşikardır. Dolayısıyla görüldüğü üzere dolaylı yollardan uzay teknolojileri gerek altyapı, gerek teknoloji, gerekse üretim tekniği bakımından dünya ekonomisinde önemli bir rol oynamaktadır.

Uzay ekonomisinin dünya ekonomisine ikinci etki şekli ise direkt uzay teknolojilerinin uzay çalışmalarını gerçekleştirmek için gereken para ve efor toplamından oluşmaktadır. Başta NASA olmak üzere uzay ajansları uzay görevleri için milyarlarca dolar harcamakta ve bu para aynı zamanda kamu sektörüne iş yapan özel sektörede dağılmaktadır. Sonuçta fırlatılan her uzay aracı özel şirketler tarafından yapılmakta ve hatta artık fırlatmalar bile SpaceX gibi özel firmalara neredeyse devredilmiş durumdadır. Ayrıca Uzay Turizminin de gelişmesiyle Virgin Galactic gibi şirketler, tüketicilerden para toplamakta ve 2021 ikinci yarsından itibaren turistleri uzaya göndermeyi vaat etmektedirler. Böylece uzay teknolojileri sektörü hem kamu hem özel sektör olarak her geçen gün büyümektedir.

Uzay ekonomisinin hem dolaylı hem direkt katkılarının tümünü düşünürsek trilyon doların üstüne çıkan bir ekonomi büyüklüğü görmek olasıdır ve bu her gün daha da gelişmekte ve büyümektedir. Bu aşağıdaki grafiktede gözükmektedir.

Uzay Ekonomisi Dunyada Artıyor

Peki bunca gelişme var iken Türkiye bunun neresindedir? Türkiye bir G20 ülkesi olarak mecburen bu uzay ekonomisi içinde yer almak zorunda olmakla birlikte, maalesef şimdiye kadar bu konuda faaliyette olmamasının bedeli ülkemizin üretim ve tüketim ekonomisine olumsuz anlamda etkide bulunmuştur. Tabii sayın Cumhurbaşkanımızın 2021 yılında Türk Uzay Programını açıklamasıyla bu konuda artık bir dönüşüm başlamıştır, ve 10 maddeli uzay programımızda var olan eko sistem oluşturulması maddesi esasında global uzay ekonomisinin milli olarak parçası olmamızı sağlayacaktır.  Kurulan her uzay firması, desteklenen her Ar-Ge girişimi, ve katkıda bulunulan üniversite projeleri sonuçta ekonomimizin bir parçası olacak ve hem ekonomiye hem yerli teknolojiye katkı sunacaktır.

Ayrıca unutmamak gerekir ki sonuçta uzay teknolojileri, güncel teknolojilerin ve üretim teknolojilerinin de iyileşmesine ve gelişmesine yol açmaktadır. Mesele uzay robotiği, bu anlamda normal robotik ve yapay zekâ uygulamalarının da gelişmesine yol açmıştır. Ülkemizin ekonomisinin ve üretim tesislerinin ciddi derecede robotik, otomasyon, ve yapay zeka sistemlerine ihtiyaç duyduğu aşikardır, ve dolayısıyla bu teknolojilerde Türkiye’de gelişecektir ve böylece yerel ve milli teknoloji seviyemizde yükselecektir.

Uzay Ekonomisi şu an tüm dünyada genel küresel ekonominin çok önemli bir noktası haline gelmiştir ve nasıl tıpkı uzay, “Le rêve des étoiles“ kavramıyla insanlığın Göbeklitepe’den beri gelişiminin dinamosu olmuşsa, şu an uzay ekonomisi de bu konuda küresel ekonominin dinamosu olmuştur. Bu yüzden Türkiye’de tüm ilgili kurumlar bunun önemini kavramalı ve gerek kamu sektörü gerek özel sektör birlikte el ele vererek ülkemizin milli uzay ekonomisini geliştirmelidirler. Böylece Türkiye bir G20 üyesi olarak hem daha üst sıralara çıkacak hem de genel teknoloji seviyesi artacaktır.

 

Prof. Dr. Uğur GÜVEN

Uzay Bil. Ve Tek. Yük. Mühendisi

Nükleer Enerji Yük. Mühendisi

BM Asya Pasifik Uzay Bil. Ve Tek. Eğitim Merkezi